“Yeni Çağ” Terapileri - Geleceğe Dönüş

Reiki, Biyoenerji ve EFT gibi "Biyo-alanı terapileri"ne olan popüler ilgi oldukça yeni olmasına rağmen, bu yöntemlerin bir çoğu aslında insan anlayışının ve şifacılığının binlerce yıllık geleneksel kaynaklarından doğmuştur.
Tamamlayıcı ve Alternatif Tıp için Amerikan Ulusal Sağlık Merkezi (NCCAM -The US National Institutes of Health Center for Complementary and Alternative Medicine) enerji tıbbını iki temel kategoride sınıflandırmıştır; biyo-alanı terapileri ve biyo-elektromanyetik bazlı terapiler.
Biyo-alanı terapileri NCCAM tarafından insan vücudunu çevreleyen ve iç içe geçen enerji alanlarını etkileyen terapiler olarak tanımlanmıştır. Bu terapilerin tamamı dokunma veya ellerin biyo-alanların üstüne konması veya içinden geçirilmesinden ya da bu alana yaklaştırılmasından oluşur.
Genellikle bu tür bir yaklaşımı, doğunun kadim şifacılık ve ruhsal gelişim sistemleriyle ilişkilendiriyoruz.
Geleneksel Çin Tıbbı, 4000 yıl ve fazlasına dayanan geniş kültürel sürekliliğiyle, meridyenler ve akupunktur noktalarıyla ve bunların etkiledikleri organların yanı sıra teşhis, tedavi ve önlem konularında detaylı yaklaşımlarıyla, insanın sübtil enerji anatomisinin (veya biyo-alanının) kapsamlı bir analizini içerir.
Ayurvedik tıp ve yoga gibi kişisel ve ruhsal gelişim sistemleri şeklindeki geleneksel Hint sistemleri de, çakralar ve sübtil enerji vücuduyla ilgili bir anlayış ve bunlarla çalışmak için güçlü teknikler geliştirmişlerdir.
1991 yılında, İtalyan Alpleri'nde erimekte olan bir buzulda donmuş bulunan insan vücudunun, 5200 senelik neolitik bir erkeğin mükemmel şekilde korunmuş bedeni olduğu ortaya çıktı. Bulunan vücuda vapılan arkeolojik ve tıbbi analizler sonucunda bu erkekle ilgili, nasıl yaşadığı, ne yediği ve hangi tıbbi problemlerden şikayetçi olduğu gibi konular hakkında pek çok bulguya ulaşıldı. Vücudunun üzerinde bir çok dövme vardı. Şaşılacak şekilde dövmelerin %80'inin, bu erkeğin sahip olduğu spesifik tıbbi problemleri ortadan kaldırmak için kullanılacak standart akupunktur noktalarıyla birebir örtüştüğü keşfedildi! Dövmeler aynı zamanda tahminen akupunkturla entegre bir tedavi olarak, doğal yolla elde edilmiş kimyasallarla birleştirilerek, doğal bitki boyalarıyla yapılmıştı.
Bu olay, şifayı ve ruhsal gelişimi sağlamak üzere sübtil enerji sistemine ait işleyen, derinlikli bir bilgi ve anlayışın, dünyanın her yerinde ve her kültürde, çok uzun zamandır insanoğlunun geleneksel ve evrensel olarak kullanılan bir yeteneği olduğuna işaret ediyor. Bizler ise bugün, bu geleneksel yaklaşımların gücünü ve geçerliliğini daha ancak "yeniden keşfetmeye" başlıyoruz.
Bu yaklaşımların popülerliği kaçınılmaz olarak "Yeni Çağ (New Age) Terapileri" ile (sistemlerin ve yöntemler binlerce yıllık olmasına rağmen "Yeni Çağ (New Age)" olarak adlandırılıyorlar!) dünya genelinde ulaşabilenler için genel kabul gören tıbbi yaklaşım olan modern batı tıbbı arasındaki ilişkiyle ilgili soru işaretlerinin oluşmasına sebebiyet verdi. Bu iki yaklaşım arasındaki fark, sadece "doğal şifacılık" ile "gelişmiş teknolojiler, sentetik kimyasallar ve cerrahi müdahaleye bağımlılık" değildir. Kökendeki farklılık, insanın varlığını ve hastalıkların gelişmesini sağlayanın ne olduğuyla ilgili anlayıştaki asli farktadır.
"Kadim / Yeni Çağ" terapileri, tüm yaşam şekillerinde sübtil bir enerji alanının bulunduğunu ve bu alanda oluşabilecek içsel/dışsal kaynaklı rahatsızlıkların tüm hastalıkların sebebi olduğunu söyler. Böylece müdahale, sübtil enerji bedenindeki enerji akışındaki tıkanıklığı giderme, geliştirme veya dengeleme yoluyla olur. Sübtil enerji bedenin varlığına dair genel olarak kabul gören elle tutulur bir kanıt olmadığı sürece, yaşamın ve maddenin doğasıyla ilgili yeni bir uzlaşma sağlanmadan, bu iki yaklaşım birbiriyle kuramsal bir uyumluluk göstermekte zorluk çekecektir.
Bu aradaki sürede, elde edilen sonuçlara göre bir yargılama yapılmalıdır. Esas cevaplanması gereken soru şudur: "EFT ve Reiki gibi yeni terapiler, hastaya yardımcı oluyor mu ve bunu herhangi bir risk taşımadan mı yapıyorlar?" Her iki soruya da, bunları deneyimleyenlerin kesin cevabı "evet, hiç şüphesiz" olacaktır.
İşte bu sebepledir ki, tıbbi pratisyenler ve kuruluşlar gitgide artan bir şekilde, seçilmiş bir takım tamamlayıcı terapiler ve yaklaşımları kendi tedavi süreçlerine entegre olarak kullanmaya başlamışlardır. ABD'deki belli başlı hastanelerin çoğu, tamamlayıcı terapileri kendi tedavi programlarının bir parçası olarak kullanmaya başladılar.
İnsanların hangi tür tamamlayıcı terapilerin, hali hazırdaki modern batı tıbbı tedavileriyle birlikte kullanabileceklerini değerlendirmelerine olanak sağlamak için, muazzam bir bilgilendirilmeye ihtiyaçları var. Hastaların hem kendi kendilerine yardımcı olmak için daha kuvvetli hissetmeleri, hem de hastalıklarından daha kısa sürede kurtulmaları açısından, ilgili herkes için çok ciddi bir fayda potansiyeli var. Hastalıkların daha en başından oluşmasını engellemeye yardımcı olacak uygulamaları teşvik etmekte ise çok daha büyük faydalar var.
Copyright Peter Mark Adams 2004