İster misiniz, yeni yıl için diledikleriniz gerçek olsun?
Yeni yıl dileklerimizi yapmanın zamanı geldi! Dilek dilemek lazım gerçekten, çünkü yürekten istenenlerin çoğu gerçek oluyor! Bilinçli olarak ya da bilinçsizce aklımızdan geçen düşüncelerin gerçekliğimizi oluşturduğunu biliyoruz. Tabii, bilinçli olarak, dilek dileyerek yaratmanın keyfi bir başka. Örneğin, sabahleyin bu yazıyı yazmak için bilgisayarımın başına geçtiğimde güzel bir dileğim vardı: Kendi kendime dedim ki: Öyle bir şeyler paylaşayım ki, okuyan herkese ilham versin ve herkesin tüm iyi dilekleri gerçek olsun!
Devamını oku: İster misiniz, yeni yıl için diledikleriniz gerçek olsun?
Eleştirinin Tadına Doyum Olmaz
Ne tatlı bir iştir eleştirmek. Birisi size göre hatalı olan bir şey yapmıştır, ya da bir şey söylemiştir. Bunu ona bildirmeniz ve kıyasıya eleştirmeniz iyi olur! Bu yazıda önce eleştirmenin verdiği zararlı keyiften söz edeceğim; sonra da anlayış, hoşgörü ve yapıcı eleştiri vermenin, eleştiriyi geribildirime dönüştürmenin yollarını anlatacağım.
Eleştiriden keyif mi alıyorsunuz yoksa? Bir dahaki sefere durun, düşünün! Neleri yitirdiğinizin farkında mısınız?
Hazırlıksız eleştiri tatlı olabilir, ama ön hazırlığını birkaç gün prova edip, çene ve duygu antrenmanları ile başlamak daha iyidir. Böylece savunma sözcüklerini bertaraf edecek cephanelik hazırlanmış olur. Bir fırsat bulduğunuzda – mümkünse yorgun veya zayıf bir anı olmalı (!)- onu karşınıza alırsınız ve makineli tüfek gibi tüm aklınıza gelenleri söylersiniz. Ön hazırlığınız iyiyse, en küçük ayrıntıyı kaçırmadan, bir horoz gibi didikleyerek eleştiriyi sürdürebilirsiniz. Çoğu zaman bu sizi kesmez; konuyla ilgili
varlığının, kişiliğinin beğenmediğiniz yanlarını sayıp dökmeye başlarsınız. Baharatı sevenler annesine, babasına, eğitim düzeyine ve tipine saldırmaya başlayabilirler, hatta aşağılamaya kadar götürürler işi.
Karşınızdaki hazırlıksız yakalanmışsa, ya susup küsecektir, ya da artık bu noktaya gelmiş eleştiriye yüksek tepki gösterecektir. Tartışmaya girerken “İşte bak, hiçbir eleştiriyi kaldıramıyorsun, ben senin iyiliğin için söylüyorum, anlamıyorsun” gibi sözlerle başlarsanız yine bir adım önde gittiğinizi hissedersiniz. Tartışmayı yönlendirmeyi ve zaferle bitirmeyi halledersiniz artık. İşte ona hatasını düzeltmesini güzelce söylemiş oldunuz, hatta “yeri geldi”, haddini bildirdiniz, aferin size!
Aslında karşınıza alıp konuşmadan da eleştiride bulunma özgürlüğünüz vardır. Sizin tarafınızı tutacağından az çok emin olduğunuz bir başkası ile “görüşlerinizi” paylaşabilirsiniz. Kendisi ile ilgili eleştiriyi duymayan kişinin davranışını değiştirme olanağını da yok ederek, sonsuza kadar onu eleştirme fırsatı yakalarsınız. Dedikodunun en büyük yararı kendinizin “öyle” olmadığını, bu hatayı yapan kişiden “üstün” olduğunuzu teyit etmenizdir. Eleştirirsiniz, eleştirirsiniz, kendinizi haklı çıkarırsınız, oh şöyle, kendinizi iyi hissedersiniz. Öfkeniz, kırgınlığınız, intikam alma isteğiniz ve birçok olumsuz duygularınız da perçinlenir, ama olsun. Hatayı o yapmıştı, siz değil. Kime göre hatalıydı? Size göre.
Size göre hatalı ise, “gerçekten de hatalı” mı demek oluyor? Yok canım. “Gerçekten kalbi kırıldı” demek daha doğru oluyor. Gelelim kalp kırmadan eleştiri vermeye. Bu mümkün mü? Evet!
Herkes artık biliyor! Reiki diye birşey var, gidip öğreniliyor, insana iyi geliyor. Kimi hala reddediyor, Reiki yapanları şaşkınlıkla veya acıyarak izliyor; kimi araştırmaları ve Reiki yapılan hastanelerdeki uygulamaları izliyor, yakınlarına yardım ediyor, kimi evde ya da ofiste zaman buldukça ellerini bedenine koyuyor ve rahatlıyor, canlanıyor. Reiki ilginç bir olgu. Doğanın, evrenin bize sunduğu en güzel armağanlardan biri. 
Hayatımızın ilk günlerinden başlayarak öğreniyoruz, öğreniyoruz. Öğrendiklerimizi uygulayarak, deneyip yanılarak sonuçlara varıyoruz. Edindiğimiz ve alışkanlık haline getirdiğimiz bilgi, yaşamımızı oluşturan yol haritamız haline geliyor. 








“Şu Reiki dedikleri nedir, Allahaşkına? Böyle bir şey var mı? Moda mı, safsata mı, bir işe yarar mı?”
Bu sabah Peanut ile birlikte parka gittik. Mutluluğumun nedeni bu. Acısı azalmış olmalı ki, gece boyunca huzurlu uyudu, sabah uyanınca ayağa kolayca kalkabildi . Yürürken hiç takılmadı, düşmedi. Hekimi Deniz, üçüncü iğneden sonra iyileşmenin başlayacağını söylemişti, gerçekten de öyle galiba. Umutlandım yeniden, güzel oğlum rahatlamış, biraz daha birlikte olacağız.
Affetmek zor geliyor insana. Ne kadar uğraşsanız da, öfkenizi yenmeye çabalasanız da, nefretin size zarar verdiğini bilseniz de, affetmek güç bir iş. Bir kez haksızlığa uğradığınıza inanmışsanız, derinden kırıldıysanız ya da öfkenizin alev alev devam etmesi gerektiğine karar verdiyseniz, “affetmek” mümkün olmuyor. Aslında bu, affetmediğiniz kişinin sizinle bir ömür geçirmesine izin veriyorsunuz anlamına geliyor, ama olsun! 
